ARTICLE
 

ÜLKEMİZDE PATENT GERÇEĞİ
TÜRKİYE'NİN PATENT PROFİLİNE BAKIŞ

Avrupa Patent Ofisi'nin verdiği bir istatistiğe göre bugün dünyada var olan teknolojik bilgi birikiminin yüzde sekseni, başvurusu yapılmış ya da tescil almaya hak kazanmış patent belgelerinde saklı. Dünyada çok uluslu şirketlerin yeni patent başvurusu yaptıkları yeni teknolojilere en ince ayrıntısına kadar ulaşma imkanı olsaydı; sanırız bu durum tüm üretici firmaların, yeni teknolojileri takip etmek ve daha önceden ulaşılmış teknolojik bilgilere uzun emekler harcayarak yeniden ulaşmak istemeyen, kısacası Amerika'yı baştan keşfetmeye kalkmanın mali yükünün farkında olan herkesi sevindirirdi. Ancak hemen söylemeliyiz ki bugün böyle bir şansa sahibiz. Modern iletişim teknolojileri sayesinde Internet üzerinden erişimi mümkün olan patent veri tabanları daha önce söylediğimiz gibi dünyada mevcut teknolojik bilginin yüzde seksenine ışık tutuyor. Dahası bu bilgiler bir patent başvurusunun yasal çerçevesi gereği en ufak ayrıntısına kadar ve hiçbir şey gizlenmeden yapılmak zorunda. Diğer bir deyişle Philips'in, Siemens'in ya da Unilever'in neyle ilgilendiğini merak ediyorsak cevap hemen önümüzde.

Yeni yapılan bir patent başvurusunun kamu bilgisine açılması, yasalar gereği ancak başvurudan 1,5 yıl sonra mümkün olabiliyor. Uluslararası patent sisteminin temelinde, başvuru sahibinin hakları saklı kalmakla birlikte her başvurunun herkese açık olması ve arkadan gelenlerin de bunlardan yararlanarak teknolojik ilerlemeye katkıda bulunması prensibi yatıyor. Diğer bir deyişle devletler kurdukları patent otoriteleri eliyle buluş sahiplerine 20 yıllık ticari bir tekel hakkı sunarken karşılığında buluşun halka en ince ayrıntısına kadar açılmasını şart koşuyorlar. Böylece teknolojik birikim herkese açık bir havuzda herkesin bir ucundan tutabileceği şekilde açık halde bulunuyor.

Yukarıda söz ettiğimiz patent hazinesi Internet üzerinden herkese bedava olarak sunuluyor. Örneğin Avrupa Patent Ofisi, kırk milyonu aşkın patent belge ve başvurusunu www.espacenet.com adresinden ücretsiz olarak yayımlıyor. Var olan veritabanlarının en büyüğü ve patent veritabanlarını paralı bir hizmet olarak sunan diğer ticari kuruluşların temel veri kaynağı olan espacenet bir yandan patent vekillerine kendilerine gelen buluşların yeni olup olmadığı hakkında fikir verirken diğer yandan büyük ya da küçük olsun tüm firma ya da şahıslara, bir patent sahibinin buluşundan ticari olarak faydalanmamak kaydıyla daha gelişmiş bir teknoloji tasarlamak üzere bir çıkış noktası olarak mevcut buluşları kullanma imkanı sunuyor. Bunun dışında teknolojinin nereye gittiğini net olarak görebilmek, AR-GE harcamalarını daha uygun alanlara yönlendirmek, yatırım yapılacak teknolojileri planlamak, rakip firmaları takip etmek ve ileriye dönük teknoloji planlaması yapmak açısından bu veri tabanlarının doğru kullanımı çok önemli.

Türk üreticisinin küresel teknoloji yarışı içindeki yerini değerlendirdiğimizde çarpıcı yorumlarla karşılaşıyoruz: Türk firmalarının teknoloji yarışına gerilerden başlamış olmaları önemli bir dezavantaj olarak ortaya çıkıyor. Bu gerçek, sadece teknoloji yaratmaya geç başlamak ile ilgili değil, fikri mülkiyet sistemini geç anlamakla da ilgili bir sorun aslında... Teknoloji yaratabilmek ise, gelecekte ayakta kalmanın tek anahtarı. Mevcut ürünlerimizi geliştirmediğiniz takdirde, bir başkasının yaptığı basit geliştirmelerin bile uzun vadede pazarımızı kaybetmemize neden olacağı su götürmez bir gerçek. Bu dünyanın en büyük şirketleri için de geçerli elbette.

Türk firmalarının ise araştırma ve geliştirmenin önemini her geçen gün daha fazla idrak ettiğini görüyoruz ancak bu durumun henüz ülkemizdeki patent başvurularına yansımış olduğunu söyleyemeyiz. Türk Patent Enstitüsü' nün istatistiklerine göre Türkiye'de 2000 yılında toplam 3444 patent başvurusu gerçekleştirilmiş. Söz konusu 3444 patent başvurusu içerisinde yalnızca 266'sının yerli şahıs ve firmalara ait olduğu düşünülürse Türk şahıs ve firmalarının bu alandaki kısıtlı etkinliği hemen göze çarpacaktır. Diğer yandan aynı yıl ABD Patent Ofisi'ne yapılan patent başvurusu sayısının 300.000 civarında, Dünya Fikri Haklar Teşkilatı'na (WIPO) yapılan uluslararası başvuru sayısının ise yaklaşık 100.000 olduğu da bilinmelidir.

Ülkemizde koruma altına alınan teknolojilerin bu denli yüksek oranda yabancı kaynaklı olması Türkiye'deki ekonomik potansiyele dikkat çekmekle birlikte üretimin yüksek teknoloji gerektiren alanlarının Türk firmalarına kapatıldığı gibi çarpıcı bir gerçeğe de işaret edebilir. Bir orana vurmak gerekirse, Türkiye'de yapılan her 100 patent başvurusundan sadece 7 tanesi Türk firma ve şahıslarına ait başvurulardan oluşuyor.

Bilindiği üzere bir patent başvurusunun gerçekleştirilmesi patent tescilinin elde edileceğine dair bir güvence içermek bir yana söylenebilir ki patent başvurularının yarısından fazlası ilk 3 yıl içerisinde çeşitli nedenlerle geri çekilmekte, reddedilmekte ya da hükmünü yitirmektedir. Bir patent başvurusunun geçersiz duruma gelmesinin arkasındaki en büyük neden, patent otoritelerince yapılan yenilik araştırmasında (novelty search) söz konusu başvurunun yeni olmadığının ortaya çıkmasıdır. Ancak patent otoritelerinde görevli uzmanların patent araştırması yaptıkları veritabanları özünde topluma açık olduğundan yeni olmadığı gerekçesi ile geri çevrilen bir başvuruda, başvuruyu hazırlayan patent vekilinin de bir payı olduğu gerçektir. Diğer bir deyişle bir patent vekili önüne gelen buluş ya da geliştirmeye gerektiği şekilde bir ön araştırma yapması halinde, başvurunun yeni olmadığı gerekçesiyle geri çevrilmesinin büyük ölçüde önüne geçebilecektir. Ülkemizdeki bir başka dikkat çekici istatistik bu konuda önümüze çıkıyor. Az önce söz ettiğimiz 2000 yılına ait toplam 3444 patent başvurusu içerisindeki 3178 yabancı kaynaklı başvurudan 1089'u tescille sonuçlanırken, 266 yerli kaynaklı başvurudan ancak 25 tescil alabilmiştir. Yani yerli firma ve şahıslara ait her on patent başvurusundan ancak bir tanesi patent tescili alabilmiş, geriye kalan 9'u ise reddedilmiştir. Aynı oran yabancı kaynaklı başvurular için dünya ortalamasına oldukça yakın bir biçimde 1/3 oranındadır. Söz konusu oran, yabancı vekillerce hazırlanan başvurularda yenilik ön araştırmasının uygun şekilde yapılarak istemlerin doğru şekilde tasarlandığını gösteren önemli bir veridir. Patent başvurularının pahalı ve başvuru metninin hazırlanmasında yoğun emek isteyen bir sürecin ürünü olduğu düşünülürse Türk vekillerinin başarı oranı ciddi bir para ve verim kaybına işaret etmektedir. Diğer yandan reddedilen bir başvuru, içerisinde açıklanan buluşun mutlak suretle patentlenemez bir geliştirme olduğu anlamına da gelmemektedir. Zira patentlenmesi zor görünen bir buluş veya geliştirme ön araştırması iyi yapılarak bunun sonuçlarına göre hazırlanmış tutarlı istemlerle patentlenebileceği gibi, patentlenmesine kesin gözüyle bakılan çok önemli bir buluş da ön araştırması yapılmadan hazırlanan istem takımıyla pekala reddedilebilir.

Yukarıdaki tablolarda ayrı ayrı verilen yerli ve yabancı başvuru sahiplerine ait tescil oranları, 2000 yılına ait genel tescil edilen patentlerin yerli ve yabancı kaynaklı oluşlarına göre incelendiği aşağıdaki tabloda en son ve çarpıcı durumu gözler önüne sermektedir. Buna 2000 yılında tescil edilen başvuruların yalnızca % 2,25'i Türk firma ve şahıslarına aittir. Bu durumun sosyopolitik incelemesi bu yazının konusu olmamakla birlikte çeşitli disiplinlerden uzmanlarca incelenmeye ihtiyaç olduğu açıktır.

Yerli firmalara ait başvuruların büyük kısmının başvuru sahiplerinin kendilerince hazırlanması ya da bu konuda danışmanlık hizmeti aldıkları firmaların kalitelerini sorgulamamaları yukarıdaki tabloda önemli bir etkendir. Patent başvuruları tipik olarak 3 yıl ile 5 yıl arasında bir sürede sonuçlanmakta ve bu süreç, mutlak suretle profesyonel danışmanlık almayı gerektirecek kadar ciddiyet istemektedir. Ancak Türkiye'de bu konuda profesyonel danışmanlık veren şirketlerin pek çoğunun yeteri kadar bilgiye, beceriye ya da tecrübeye henüz sahip olmadığı da bilinmelidir. Sayıları çok az olmakla birlikte patent danışmanlığı konusunda yabancı vekillerle çalışmayı tercih eden kimi Türk firmalarının var olduğu da bir gerçektir. Patent danışmalığının bir mühendislik problemi olduğunun öncelikle anlaşılması, danışman kurumlar için bir zorunluluktur.

Bir ülkede bir yıl boyunca koruma altına alınan teknolojilerin yüzde 97,75'inin yabancı kaynaklı başvurulardan oluşması, o ülkede artık patentlerin sanayi ve ticarete katkıda bulunmaktan ve ülkeye ekonomik katkı sağlamaktan ziyade ulusal güvenliği tehdit eder bir boyuta geldiğinin göstergesi olarak öne sürülebilecek bir durumdur. Ülkemizin bilim ve teknoloji politikalarını belirleyen en üst düzeydeki kurumlara ve yerli üreticilerin gerçekleştirdiği patent başvurularına finansal destek sağlayan kuruluşlara bu alanda çok büyük sorumluluk düşmektedir.

Bilindiği üzere bir patent başvurusu ulusal düzeyde yapılabileceği gibi, bölgesel ya da uluslararası düzeyde de gerçekleştirilebilir. Bir ülkeden uluslararası başvuruya dönüştürülen patentlerin sayısı da bir ülkenin teknolojik etkinliği konusuna ışık tutmaktadır. Türkiye'den yurtdışına çıkan patent başvurularının sayısı ise diğer bir önemli veriye işaret ediyor. Uluslararası Fikri Haklar Teşkilatı (WIPO) verilerine göre dünyada yapılan uluslararası patent başvurularının sayısı 2000 yılında ilk kez yüz bini geçti. Aynı yıl bu 100,000 başvuru sahibinden yalnızca 2,735'i başvurusunu Türkiye'ye yönlendirdi. Daha açık bir ifadeyle uluslararası arenaya çıkmış patent başvurularından sadece %3'ü başvurularını Türkiye'ye taşımakta. Öyleyse dikkatimizi çeken bir diğer konu da teknoloji transferi konusunda Türkiye'nin aslında çok da cazip bir ülke olmadığı. Peki ya Türk firmalarının uluslararası arenaya taşıdığı patent başvuru sayısı ne kadar? Bu konuda pek başarılı olduğumuzu söylenemez. Elimizdeki sayılara baktığımızda 2000 yılında uluslararası başvuruya dönüşen Türkiye kökenli başvuru sayısının sadece 68 olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle dünyada yapılan 100.000 uluslararası başvurunun (PCT) içinde Türk firmalarının, Türk üniversitelerinin ve bağımsız başvuru sahiplerinin payı ancak on binde beş.

Bu çarpıcı tabloya karşın Türkiye'nin bu düşük uluslararası başvuru oranı ile yine de birçok ülkeyi geride bıraktığını söylemeliyiz. Eğer bu bir teselli olarak alınabilirse, örneğin 2000 yılında uluslararası arenaya taşınan başvurular temel alındığında Türkiye 68 uluslararası patent başvurusuyla (PCT), Yunanistan ve Meksika gibi ülkelerin önünde yer aldı.

Dünya Fikri Haklar Teşkilatının (WIPO) 2002 istatistiklerine göre o yılın 118 üye ülkesinden çıkan toplam 114,048 adet uluslararası başvuruda (PCT) ilk 5 sıralaması aşağıdaki gibi:

Sıra Ülke PCT başvuru adedi % payı
1. ABD 44,609 39,1
2. Almanya 15,269 13,4
3. Japonya 13,531 11,9
4. İngiltere 6,274 5,5
5. Fransa 4,857 4,3

Aynı senenin istatistiklerinde Türkiye'nin ve daha az başvuru üretebilen birkaç ülkenin durumu ise aşağıdaki gibi:

Sıra Ülke PCT başvuru adedi % payı
14. İsrail 1,199 > 1,0
31. Lüksemburg 91 0,1
32. Türkiye 86 0,1
34. Yunanistan 74 0,1
36. Ukrayna 61 0,1
47. Küba 13 < 0,1

Aşağıda daha önce sunulan tablolara kaynak teşkil eden 2000 yılı Türkiye patent istatistikleri sayısal olarak sunulmaktadır. Söz konusu istatistikler TPE (Türk Patent Enstitüsü) tarafından halka açılan verilerden derlenmiştir. Daha önce bir örnek olarak işlenen ve bu yazıya temel teşkil eden 2000 yılı verilerinin 2001 ve 2002 yılları için de benzer bir seyir izlediği görünmektedir.

Yıllar

Yerli Başvuru

Yabancı Başvuru

Yerli Tescil

Yabancı Tescil

1995

178

1520

60

703

1996

187

718

47

554

1997

210

1329

7

451

1998

214

2280

32

764

1999

273

2755

28

1114

2000

266

3178

26

1131

2001

299

2920

44

2092

2002

391

1492

44

1742

Bilindiği üzere ülkemizde kimi diğer ülkelerde olduğu gibi faydalı model olarak adlandırılan ve yasalarca bir patente sağlanan haklarla aynı grupta değerlendirilen bir koruma tarzı daha bulunmaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki bir patent başvurusu, patent otoritelerince önce yenilik araştırması ve sonra da esas incelemeden geçerek tescil edilirken, bir faydalı model başvurusu ne yenilik araştırmasına ne de esas incelemeye tabii tutulmaktadır. Faydalı modellerin her koşulda tescil edildiği, patente nazaran derhal tescil belgesinin alındığı (10-12 ayda tescil belgesi alınabilir) ve herhangi bir araştırma ve inceleme otoritesine ilişkin resmi harç tutarı olmadığından oldukça hesaplı olduğu düşünülürse ülkemizde neden çokça tercih edildiği anlaşılır. Diğer yandan faydalı modeller, "tescil edilebilirliği kuşkuya açık" belgelerdir. Ülkemizde hali hazırda mevcut bulunan faydalı model belgelerinin birçoğunun "yenilik" vasfından yoksun geliştirmeler ihtiva ettiği bilinmektedir. Türk firma ve şahısları emek harcayarak elde ettikleri geliştirmeleri faydalı model belgesi gibi dayanaksız bir koruma ile tescil ettirmek yerine bir patent koruması arama yoluna gitmelidir. Zira ilk başta kolay ve hesaplı görünse de bir faydalı model Anayasa Mahkemesi'nce değiştirilen güncel uygulamaya göre herhangi bir üçüncü taraf eliyle mahkemeye götürülerek hükümsüz kılınabilir ve söz konusu mahkeme masrafları hükümsüz kılınan faydalı model sahibine ödettirilebilir. Diğer yandan söz konusu durumun ticari bir prestij kaybına neden olacağı da açıktır. Aşağıda yine TPE'nün halka açtığı verilerden derlenen istatistikler sunulmuştur. Görüldüğü üzere Türk firma ve şahısları patent korumasının aksine faydalı model korumasında yabancı kaynaklı başvuru sahiplerinin bir hayli ilerisindedir.

Yıllar

Yerli Başvuru

Yabancı Başvuru

Yerli Tescil

Yabancı Tescil

1995

34

3

0

0

1996

178

3

0

0

1997

213

11

113

4

1998

279

18

141

9

1999

308

9

160

11

2000

444

16

146

4

2001

624

16

256

12

2002

909

14

376

14

Diğer yandan yapılan başvurular büyük oranda terk edilmiş ya da itiraza uğradığında hükümsüz kılınmasına karar verilmiştir. Yabancı kaynaklı başvuru sahipleri ise faydalı model korumasına itibar etmemekte ya da söz konusu korumayı rüçhan almak amacıyla stratejik başvuru şeklinde gerçekleştirmektedir.

Modern patent kanunları ile 1995 senesinde tanışan Türk sanayicilerinin fikri haklar konusunda ivedilikle bilgilenmesi ve mağdur edilmemek için gerekli tedbirleri alması gerekmektedir. Günümüzdeki en kırıcı savaşların ekonomik alanda gerçekleştirildiği ve ülkelerin birbirleri ile mücadele etmek için artık askerler yerine ekonomik silahları kullandığı göz önüne alındığında, fikri haklar konusunda donanıma sahip olmanın ne denli gerekli ve etkili bir silah olacağı şüphe götürmemektedir.

 

Erkan Sevinç
Avrupa Patent Vekili
sevincer@istanbulpatent.com

 
 
yukarı