ARTICLE
  TEKSTİL SEKTÖRÜNDE MARKALAŞMADA MARKANIN HUKUKİ STATÜSÜNÜN BELİRLENMESİNİN ÖNEMİ

Günümüzün gittikçe şartları ağırlaşan rekabet ortamı, uluslararası düzenlemeler ile getirilen bağlayıcı hükümler, yerel pazardan çok global pazara yöneliş ve ticarette sınırların genişlemesi ülkemiz bakımından özellikle tekstil sektöründe markalaşmaya olan ihtiyacın önemini daha çok ortaya koymaktadır.

Bu güne kadar markalaşmanın unsurları olarak tasarım, kalite, maliyet, tüketici profili, marka imajı, yeni yatırımlar, devlet teşvikleri, reklam ve tanıtım organizasyonları, ar-ge çalışmaları, pazarlama stratejileri ve benzeri pek çok konu öne çıktı ve tartışıldı. Tüm bu unsurlar gerçekten çok önemli ve markalaşmanın belirleyici aktörleri ancak bu yazımızda, daha spesifik görünmekle birlikte markalaşma çalışmalarının başlangıcında markanın hukuki durumunun saptanması konusunu irdelemenin sektörde yer alan firmalar açısından daha yararlı olacağına inanıyoruz.

"Markanın tespit edildiği ilk aşamada" gerek iç gerekse dış pazarda tescil edilerek korunması şartlarının özenle araştırılması ve gerekli yasal süreçlerin başlatılması, sonradan karşılaşılması olası sıkıntılı süreçlerin yaşanmasını kısmen ya da tamamen ortadan kaldıracak ve daha da önemlisi gerekli önlemlerin alınabilmesi zeminini hazırlamaya imkan tanıyacaktır.

Ülkemizde markaların tescilinde sıkça karşılaştığımız durum, işletmelerin markalarını önce fiilen kullanmaları, markaya her türlü yatırımı yaptıktan hatta pazarda markaya belli bir yer kazandırdıktan sonra tescil yoluna gitmeleridir.Böyle hallerde işletmeler gerçekten gereksiz yere risk almaktadır. Çoğu kez markanın aynısının ya da çok benzerinin daha önceki tarihlerde başkaları adına tescilli olması nedeniyle tescil talepleri kısmen ya da tamamen red görmekte bunun sonucu olarak da ya markanın değiştirilmesi ya da tescilsiz olarak kullanılması gibi kabulü zor durumlar gündeme gelmektedir. Ülkemiz bakımından resmi tescil makamı olan Türk Patent Enstitüsü tarafından açıklanan 2001 yılı istatistiklerinde, 2001 yılında incelenen marka tescil başvurularının %29'unun kısmen ya da tamamen reddedildiğini görmekteyiz. Tescili talep edilen markaların en çok hangi ürün ya da hizmetlerde yoğunlaştığına baktığımızda aynı istatistiki çalışmada 1. sırada satış hizmetlerinin 2. sırada giyim eşyalarının yer aldığı ortaya çıkmaktadır. Bu veriler bizi en çok giyim eşyası üreticilerinin marka tesciline başvurduğu sonucuna götürmektedir.

Markanın tescil edilebilirliği bakımından markayı oluşturan sözcüklerin cins, çeşit nitelik içeren anlamları taşımaması, kamu düzenine ve ahlaka aykırı nitelikte olmaması, (iplik markası olarak sentetik elyaf, kumaş markası olarak keten gibi) menşei işaret içermemesi (kumaşlar için şile bezi ya da buldan dokuması gibi), herhangi bir tanınmış marka ile ilişkilendirilecek yapıda bulunmaması (Adidas, Lacoste, Microsoft vs.) yine markanın tespit edildiği ilk aşamada dikkat edilmesi gereken önemli unsurlardır.

Markanın tescilsiz olarak kullanımının taşıdığı risklerin en büyüğü markanın aynı ya da çok benzerinin farklı işletmeler ya da kişiler adına tescil edilmiş olmasıdır . Böyle bir durumda gerçekten tesadüfen dahi o marka tercih edilmişse bile marka mevzuatına göre tescilli markaya tecavüz eden konumunda olunacak ve marka hak sahibinin markasını korumak adına alacağı yasal önlemlere ve davalara maruz kalınacaktır. Aynı durum hem iç Pazar için hem de markanın ihraç yoluyla gireceği ülkeler bakımından mevcuttur. Gerçekten ülkemizde marka tescilini tamamlayan bir işletme markasını ihraç etmek istediği ülkelerde tescil ettirmemişse aynı riski bu ülkeler bakımından da taşımak zorunda kalacaktır. Aynı sektörde birbiriyle rekabet halinde olan gerek yerli gerek yabancı firmaların artan iletişim olanaklarının getirdiği kolaylıklarla sürekli olarak birbirilerini izlemeleri, bu risklerin somutlaşmasına yardımcı olmaktadır. Bu konuda iki örnekle olayı açıklamak sanırım daha yararlı olacaktır. Birincisi, yurt dışında fuara katılan bir firmanın markası bu ülkede tescilsiz ve aynı zamanda orada mevcut olan bir başka markanın tescilden doğan haklarına tecavüz eder nitelikte ise markasını taşıyan ürünlerin sergilenmesine engel olunması tehdidi ile karşı karşıyadır. İkinci örnekte ise yine bir firma ihracat yaptığı ülkede markasını tescil ettirmemiş ve orada mevcut olan bir başka markanın tescilden doğan haklarına tecavüz eder nitelikte ise markasını taşıyan ürünlere gümrüklerde el konulmasıve akabinde tecavüzün önlenmesi, maddi ve manevi tazminat talepli davalar ile karşı karşıya kalma tehdidi altındadır.

Özellikle çok sayıda ülkeye ihracatın hedeflendiği markalaşma projelerinde her bir ülke bakımından markanın tescil edilerek koruma altına alınabilmesi markanın bütünlüğünü sağlayacak ve taklit markalar ile mücadeleyi kolaylaştıracaktır. Markanın bütünlüğü, hak sahibinin marka üzerindeki tekel hakkının çok benzer markaların aynı pazara girerek markanın ayırt edici karakterine zarar verilmesinin önlenmesi olarak anlaşılmalıdır.

Yine marka tescili ile ilişkilendirilebilecek diğer bir önemli olgu da ülkemizde özellikle com.tr uzantılı alan adlarının ticari faaliyet gösteren kişi ya da işletmelere tahsis edilmesi nedeniyle ticaret sicil kaydının veya marka tescil belgesinin ibrazı zorunlu belgeler olmasıdır. Ticari işletme ünvanları ile bu işletmelerin markaları çoğu kez birbirinden farklı olabileceğine göre markaya ilişkin alan adının com.tr uzantılı olarak alınabilmesinin tek yolu markanın tescilli olmasından geçmektedir. Web siteleri günümüzde ürün ve hizmetlerin tanıtımı ve tüketici kitlesine ulaşabilmenin vazgeçilmez araçları arasına girdiğinden ve elektronik ticaret önümüzdeki süreçte giderek klasik ticaret yöntemlerinin yerini alacağından markayı taşıyan bir internet alan adına sahip olmanın önemini ifade etmeye dahi gerek bulunmamaktadır.

Sonuç olarak; ilk bakışta marka bir ya da birkaç sözcükten meydana gelen bir isim veya farklı harf - rakam grupları veya şekiller içeren adlandırmalar veya görsel tasarımlar olarak karşımıza çıksa da aslında marka ile işletmeler ürün ve hizmetlerinin farklılığını, fonksiyonunu, kalitesini, tüketicisine sunduğu yaşam biçimini, dinamikliğini, kalıcılığını ve benzeri pek çok unsuru ifade edebilme amacındadırlar. Üstelik tüm bunlar sadece iç pazar ile sınırlı kalmamakta, giderek tek bir pazara dönüşen dünya geneli için geçerli hale gelmektedir. Günümüzde klasik anlamdaki mal varlıklarının yanı sıra sınai mülkiyet haklarının değerleri de, gayri maddi mallar olarak 1990'lardan itibaren ticari işletmelerin büyüklüğünde giderek artan oranda pay sahibi olmaktadır. Bu açıdan bakıldığında da tekleşen dünya pazarında markalaşmanın farklı bir boyutu yakalanabilecektir.

Pusula Patent Marka ve Danışanlık Ltd. Şti.
Marka Vekili Güven Çalık

 
 
yukarı