ARTICLE
 

5846 SAYILI FİKİR VE SANAT ESERLERİ YASASINDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER VE ETKİN UYGULAMA

1948 yılında dünyanın gündemine gelen, uluslararası platformda yıllar süren görüşmelerle şekillenen, Aralık 1993 yılında mutabakata varılan ve 15 Nisan 1994' de imzalanarak 1 Ocak 1995 tarihinde yürürlüğe giren Dünya Ticaret Örgütü Anlaşması (WTO veya Türkçe DTÖ) na taraf 126 ülkeden birisi de Türkiye'dir.

Taraf ülkelerin anlaşmada tanımlanan kurallarla ilgili düzenlemeleri belirlenen süreler içinde zamanında yapmış olması, etkin biçimde uygulamaya koyması ve tüm gelişmelerden diğer ülkeleri zamanında bilgilendirmesi "anlaşma" dan hem siyasi hem de ekonomik bakımdan azami fayda sağlanmasının temel şartıdır. "Anlaşma" nın en önemli özelliklerinden birisi fikri mülkiyet haklarının, taraf ülkelerin tamamında "standart" olarak ve "etkin" bir biçimde korunmasını öngörmesidir.

Türkiye'nin tarafı olduğu GATT (General Agreement on Trade and Tariffs) ve üyesi haline dönüştüğü DTÖ açısından bakıldığında: Dünya Ticaret Örgütü' nün kurulduğu Uruguay Round müzakereleri nihai anlaşmasında TRIPS Agreement - Trade Related Aspects of Intellectual Property Rights-Ticaretle bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması - başlığı altında konuya uluslararası nitelikte düşünce üzerindeki mülkiyet haklarının etkili ve yeterli bir şekilde korunması gereksiniminin dikkate alınması temelinden hareket edilerek yer verilmiştir.

Ülkemiz fikri ve sınai hakların korunmasını yönelik önemli adımları kat etmiş bulunmaktadır. Gerek TRIPS' ten kaynaklanan yükümlülüklerimiz gerekse Avrupa Birliği ile oluşturulan Gümrük Birliği' nden kaynaklanan yükümlülüklerimiz dikkate alınarak bu konuda gerekli yasak düzenlemeler yapılmıştır. Hatta öyle ki Avrupa Birliği adaylığımız sonrası ortaya çıkan mevzuat uyumu sorunu konusunda bizi rahatlatan tek noktadır Fikri Mülkiyet Hakları Mevzuatı. Buna rağmen eksik kalan bazı noktaların tamamlanması ve yükümlülüklerin yerine getirilmesi açısından, diğer taraftan ise uygulamadan gelen gereksinimlerle 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunumuzda da gerekli değişikliklere gidilmiş ve 4630 Sayılı Kanun bu vesile ile 21.02.2001 tarihinde kabul edilmiş ve Fikri Hakların Korunması konusundaki mevzuat yükümlülüğümüz nerede ise tamamlanmıştır.

TRIPS sözleşmesi ve 92/100/EEC sayılı Konsey Tüzüğü' ne uygun olarak fikir haklarının korunması konusunda "etkinliği "sağlamak adına hak ihlalleri konusundaki cezalar artırılmıştır. Şöyle ki :

TRIPS Anlaşmasının 5. Bölümünde yer alan 61. maddesi "CEZAİ USULLER " başlığını taşır. Buna göre:

"Üyeler en azından, ticari ölçekte bilerek marka sahtekarlığı veya telif hakkı korsanlığı halinde uygulanacak cezai usul ve cezaları hükme bağlayacaklardır. Uygulanabilecek telafi yöntemleri eşdeğer ağırlıktaki suçlara uygulanan ceza düzeyine uygun, "yeterince caydırıcı nitelikte olan hapis ve/veya para cezalarını" içerecektir. Uygun hallerde, uygulanabilecek telafi yöntemleri, ihlale neden olan malların ve suçun işlenmesinde esas olarak kullanılan malzeme ve aletlere el konulmasını, bunlar üzerindeki hakkın kaybedilmesini ve bunların imha edilmesini de içerecektir. Üyeler fikri mülkiyet haklarının başka şekillerde ihlal edilmesi halinde ve özellikle bu suçu kasten ve ticari ölçekte işlendiğinde uygulanacak cezai usuller ve cezaları hükme bağlayabilirler."

5846 Sayılı yasada yapılacak değişlikler görüşülürken etkinlik konusunda ülke olarak aldığımız eleştiriler TRIPS maddesi ile birleşince ortaya ağır hapis ve para cezalarını içeren değişiklik metni çıkmıştır.

Uygulamanın içerisinde bulunan kişiler olarak değiştirilen maddelerle ortaya gerçekten etkin bir korumanın çıkmasını sevindirici bulmakta birlikte, durumun ilgili-ilgisiz, az bilgili-bilgisiz bir çok kesimi ilgilendiren geniş kamuoyu bilgilendirme-bilinçlendirme çalışmalarının yapılması gerektiği düşüncesindeyiz. Örneğin BSA (Business Software Alliance) bilgisayar yazılım korsanlığı ile mücadele konusundaki etkin çalışmalarına bu bilgilendirme görevini de katmış, büyük şehirlerdeki bilboardlardan yasa değişikliği ile gelen yenilikleri duyurmaya çalışmaktadır.

Türkiye yapılan değişikliklerle bir açığını daha kapatmış, uluslararası arenada bir yükümlülüğünü daha yerine getirmiştir. Böylelikle fikri mülkiyet alanındaki yaptırımlarda diğer üye ülkelerle paralellik sağlanmıştır.

Ortaya çıkan tabloda fikri hak ihlallerinde 4 ila 6 yıl hapis 50 Milyar ila 150 Milyar para cezası ve cezaların ertelenmemesi durumu söz konusudur. Bu durum diğer Avrupa ülkelerinde de pek farklı değildir. Zira Almanya'da 3 yıldan az olmamak kaydı ile hapis veya para cezası , Fransa' da 2 yıl hapis ve 1.000.000.-Frank para cezası , İtalya 'da 1 yıl hapis ve yine yüksek oranlarda para cezası aynı nitelikteki suçlar için söz konusudur.

Yasa değişikliği ile gelen önemli bir değişiklikte 5846 Sayılı yasanın 81. maddesinde yapılmış ve "musiki ve sinema eserlerinin çoğaltılmış nüshaları ile süreli olmayan yayınlara" bandrol yapıştırılması zorunluluğu getirilmiştir. Böylelikle haklara tecavüzün önlenmesi açısından önemli bir aşama kat edilmiş olmaktadır. Zira bir esere bandrol alınabilmesi için, bandrol talebinde bulunanın yasal hak sahibi olduğunu gösterir bir taahhütnameyi doldurması, Kültür Bakanlığınca tespit edilen diğer evrak ve belgelerle birlikte başvurması zorunlu hale getirilmiştir. Sözü edilen durum Türkiye' de telif haklarının tescil edilememesi zorluğu konusunu da bir ölçüde kırarak, bir çeşit kayıt sistemi yaratılmıştır. Ayrıca bandrollü ve bandrolsüz eser ayırımı ile tecavüz durumlarında delillendirme kolaylaşmıştır.

Özetle belirtmek gerekirse hukuki açıdan bazı yönleri tartışmaya açık olmakla birlikte, genel itibariyle bir çok eksikliği gideren yasa değişikliği olumlu olmuş ve bir eseri ortaya çıkarmaktaki zorluğu bilenlerin ve elini bu taşın altına sokanların yüzünü güldürmüştür.

Diğer yönden ise kötü ekonomik koşullar altında ezilen Türk halkının, yan işler yapmak zorunda kalan ve korsan VCD, CD, kitap vs. satan veya satın alan vatandaşlarının da bilinçlenmesi ile, "etkin uygulama" nın getirdiği "sosyal zararlar" ve işlemeyen hukuk sisteminin işleyen veya işlemek durumunda olan bu yönünün haksızlık gibi algılanması yanılgısı da ortadan kalkacaktır.

 
 
yukarı